15 Aralık 2010 Çarşamba

Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış...

Ben anne olmasaydım eğer... Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim. Hamileliğim esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir alanda rekorumu kıramayacaktım. O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim. Kan yapsın diye danadili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç. Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar kendimden geçmeyecektim. Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz kardeşlerde olduğunu sanacaktım. Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım. Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim. Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti. Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim. Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik. Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım. Telaşsız sevişmenin hayalini kuramayacaktım. Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım. Annesinden zorla ayırdılar diye "Uçan Fil Dumbo!" çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım. Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi. Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım. Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım. 38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı. Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım. Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı öğrenemeyecektim. Sen olmasaydın eğer ben asla "anne" olmayacaktım. Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış... Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım!...

3 Mayıs 2010 Pazartesi

ANNE OLMADAN ÖNCE.....


Anne olmadan önce: Gece ne kadar geç yatacağım ya da sabah ne kadar geç kalkacağımı düşünmezdim.Dişerimi fırçalar, saçlarımı uzun uzun tarayabilirdim... Kesintisiz, düşüncesiz uyuyabilmenin kıymetini bilmezdim.Evimi her gün temizlerdim. Hatta süsler, püsler, küçük dekorasyon oyunları yapardım. Evimi dağıtacak şeylerin küçük oyuncaklar, yırtık kağıtlar olacağı aklıma bile gelmezdi...Saksılarımın zehirli olup olmadığını düşünmemiştim bile. Ya da banyoda duran el sabununun bir içecek gözüyle görülebileceğini... Üzerime bu kadar işeneceğini, kusulacağını ve daha da ilginci bundan rahatsız olmayacağımı bilemezdim. Gaz çıkartmanın eğlenceli tarafını göremezdim.Ağlayan bir bebeği aşısı yapılsın ya da test için kan alınacak diye böğüre böğüre kucağımda sıkabileceğimi bilmezdim. Ağlamaklı gözlere bakıp ağlayabileceğimi, minik bir tebessümden büyük mutluluklar yaşayabileceğimi düşünemezdim. Saatlerce uyuyan bir bebeği seyretmek için uyanık kalabileceğimi...Kalbimin vücudumun dışında bir yerlerde olabileceğini... Aç bir bebeği doyurmanın insanın ruhunu nasıl doyurabildiğini.. Bir anne ile çocuğunun arasındaki bağın göbek bağından çok daha sağlam olduğunu... Bu kadar küçük bir bedenin bu kadar büyük bir huzur verebileceğini...Düşünemezdim...Bütün bir gece boyunca, hatta geceler boyunca her şeyin yolunda gidip gitmediğini kontrol etmek için 10 dakikada bir uyanacağıma.Kapılardan nefes sesi dinleyeceğime.Başkasının öksürüklerinin ciğerimi parçalayabileceğine.Bir insan öpücüğünün kesilen parmağımın acısını dindirebileceğine.İnanamazdım.... İyiki bana bu duyguları yaşatıyorsun iyiki benimsin bebeğim....

23 Nisan 2010 Cuma

23 Nisan......


Yüreğimizdeki ve çevremizdeki tüm çocukların Bayramı kutlu,geleceği aydınlık olsun.

1 Nisan 2010 Perşembe

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN CANIM OĞLUM.......


Sen Allah ın bize verdiği en büyük hediyesin,mucizesin.İyi ki doğdun iyi ki varsın.İki anne baba olarak bizi seçtin. İki ki benim oğlumsun.Sen benim başıma gelen en güzel şeysin,dünyamsın ….Varlığın ile hayatımızı aydınlatın. Nice sağlıklı ve mutlu yıllara. Seni çok seviyoruz.

31 Mart 2010 Çarşamba

Canım Oğluma.........

Yarın 01 Nisan oğlumun Doğum Günü. Seni ilk defa kucağıma aldığım günden bu yana tam 3 yıl geçmiş. Yaşamımdaki en güzel şey seni kucağıma almaktı,gördüğüm en büyük mucizeydin sen….Dilerim ; yaşamında yitik sevdalar,hırslar,yalanlar dolanlar keşkeler hiç olmasın,dilerim yüreğin hiç kanatılmasın. Hoş geldin ailemize canım oğlum.Yaşama sırası sende.Ağlayarak açtın gözlerini dünyaya.Ağlamasın bir ömür boyu mesut olursun hep gülersin inşallah.İnsanlığı sev,dostluğu sev.Seni yaratanı sev,samimiyetle tevekkül et ona. Doğru ol doğru konuş,doğru yaşa.Eğilme kimsenin karşısında Allah tan başka. Dürüstlükten verme ödün. Melek gibi doğdun melek gibi yaşa oğlum.

9 Mart 2010 Salı

Turkuazoo

Geçen hafta sonu bize çok uzak olmayan ama bir türlü fırsat bulup ta gidemediğimiz Turkuazoo akvaryumuna gittik.Bir kaç ay oluyor açılalı.Basında ve giden arkadaşların görüşlerini hep olumlu yönde olduğu için çok büyük beklenti içersinde gittik herhalde ki gördüklerimiz beklentilerimizi karşılamadı.Üstüne bir de fotoğraf makinesini de yanımıza almayı unutunca burada ancak cep telefon kamerası ile çekilen resimleri koyabildiğim.Oysa Okan köpek balıklarını görecek diye çok heyecanlanmıştı. Akvaryumun içersinde tek hoşuma giden yer “ rüya tüneli” olarak adlandırabileceğiniz 80 metrelik akrilik sualtı tüneli oldu.Köpekbalıklarının ve dev vatozların da bulunduğu tünelde, batık bir gemiyle de karşılaşacaksınız yazıyor web sitelerinde ama ben cep telefon ile resim çekmek için uğraş verirken bunların hiç birini görmedim artı tünel yazılan kadar büyük ve geniş gelmedi bana Akvaryumlar aralı olarak yerleştirilmiş ve birbirinden çok kopuk ve düzensiz.Bir bölme den diğer bölmeye geçerken zorlanıyorsunuz. Yönlendiren olmadan bulmak biraz zor, artı bir de kalabalık işin içine girince kimin nereye gittiğini nereden çıktığı kesinlikle belli değil. Yine de yakın bir yerde böyle bir Akvaryum olması sevindirici. Hafta içi gidilirse belki daha düzenli ve sakin olur, balıkları daha çok inceleme ve görme fırsatınız olur. Naçizane bir fikir sadece.

8 Mart 2010 Pazartesi

7 Mart 2010 Pazar

21 Ocak 2010 Perşembe

HUZUR SADECE HUZUR......

Canım Oğlum ne kadar uzun süre geçmiş yazmayalı. Oysaki bu bloğu açarken sen büyürken neler yaşadığımızı hayallerimizi,sevinçlerimizi ,umutlarımızı sana hatıra olarak bırakmak istemiştim. Bu yazılarımın arasına hiç hüzün,üzüntü,kalp kırıklıkları olmasın istemiştim. Meğer onlar olmadan hayat gerçek olmazmış. Bloğunda verdiğim zorunlu ara bu yüzden. Bu dönemi hiç hatırlamaman dileği ile. Bu yıl Yeni yıldan istediğim sadece HUZUR’du. Sana beğenerek okudum iki şiiri yazıyorum. İlki Nazim Hikmet Şiiri, diğeri de Hayat döner sana. Bir gün Hayatın bize dönmesi dileği ile.

Bir Nazım Hikmet şiiri;
Hayatı ıskalama lüksün yok senin
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen
kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır. hani ağzınla kuş tutsan "bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin..
iki ucu keskin bıçaktır bu işin. yaptıklarınla değil yapmadıklarınla
yargılanırsın her zaman. bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. sen, "ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. özledin, içtin, ağladın, güldün,
şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "peki o ne yaptı" deme.
Herkes kendinden sorumludur aşkta. sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? hayatı ıskalama lüksün yok senin. onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "acılara tutunarak"
yaşamayı öğreneli çok oldu. hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. yine içeceksin rakını balığın yanında. üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası.... sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. elbet bitecek güneşe hasret günler. ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

HAYAT DÖNER SANA
Kalbin ağlasada gülümse inadına
Düşler takıp saçlarına yürü umutlara…
Düşler takıp saçlarına yürü rüzgarlara…
Kurduğun hayalleri ayazlar yıksada,
Sen yeter ki hep ümit et,
Hayat döner sana…
O pembe gülyüzünü kederle soldurma
Dalda ki son yaprak gibi
Sarıl hep hayata.
Kurduğun hayalleri ayazlar yıksada,
Sen yeter ki hep hayal et,
Hayat döner sana..
Unutma
Göğün asıl rengi mavidir
En kör gece bile sabahtır sonunda
Kalbin ağlasada gülümse inadına
Düşler takıp saçlarına yürü rüzgarlara…
O pembe gülyüzünü kederle soldurma
Daldaki son yaprak gibi
Sarıl hep hayata
Geçerken acılardan gülmeyi unutma
Fırtınalara direnmektir yaşamak birazda
Kurduğun hayalleri yağmurlar yıksada
Sen yeter ki hep ümit et,
Hayat döner sana…
Sen yeterki hep ümit et,
Hayat döner sana…